Bizim Kardelen Özel Eğitim Okulları, Author at Bizim Kardelen

Ekran-Resmi-2019-03-31-12.59.57.png

 

Samsun Dil ve Konuşma Terapisi… Dil, konuşma ve iletişim becerileri bireyler arası etkileşimin sağlanabilmesi için gerekli yapı taşlarıdır. İletişim bireyler arasında bilgi ve düşünce değişimini sağlayan kodlama, iletme ve kod çözme işlemi, diğerlerinin düşüncelerini, bilgilerini ve duygularını alma ve ilişki kurma deneyimini içerir. Konuşma sözel dilin işitmeve ses yolu kullanılarak konuşmada kullanılan organlar (dil, dudak, dişler gibi) aracılığıyla ifade biçimidir. Dil insanların iletişimde bulunmak amacı ile geliştirdikleri bir anlaşma aracıdır. Mesajımızı başka bir kişiye aktarmak amacıyla kullandığımız ortak semboller sistemidir.

Dil ve konuşma sorunlarının uzun dönemli olumsuz etkisi akademik becerileri öğrenme (okuma- yazma) ve sosyal etkileşime yansır. Bu nedenle çocuğunuzda dil ve konuşma sorunu olduğunu düşündüğünüz an zaman kaybetmeden Bizim Kardelen’e başvurmanızda fayda var. Konuşma terapisinin faydası sadece çocuklar için değil ergen ve yetişkinler için de geçerlidir ancak toplumda yetişkinlerde rastlanılan konuşma bozukluklarının “tedavi edilemeyeceği / artık çok geç olduğu” inanışı yaygın olduğundan yetişkin başvurusu daha azdır.

Dil ve konuşma terapistleri, çocuk veya yetişkin, insan iletişimini ilgilendiren her konuda etkin bir rol oynarlar. Çocuklarda dilin edinilmesi ile ilgili gelişimsel sorunlar (gecikmiş dil, artikülasyon) ve bu sorunlardan kaynaklanan okuma-yazma sorunları, zihin engeli, işitme engeli, otizm gibi farklı engel gruplarının dil sorunları dil ve konuşma bozuklukları uzmanlarının ilgilendiği iletişim bozukluklarından bazılarıdır.

Dil ve konuşma terapistlerinin ağırlıklı olarak çalışma alanları şunlardır:

Gecikmiş dil ve konuşma: Çocuğun konuşması yaşından beklenilenden çok geri veya yavaştır. Zihinsel, motor, duygusal, ruhsal ve sosyal bir neden belirlenemediği halde dil sorunu vardır. Ailede bireylerinde de geç konuşma hikayesi varsa bu olayın görülme olasılığı yüksektir. Genel olarak iki yaşına gelip de hala tek sözcük (yalın, eksiz) aşamasını geçmemiş bir çocuk dil ve konuşma açısından yavaş gelişme işaretleri veriyor demektir.

Kekemelik ve akıcılık sorunları: Genellikle çocuklukta başlar. %75’i 3,5 yaşından önce görülür. Erkeklerde kızlardan üç kat fazla görülür. Konuşmada tekrarlar, uzatmalar, patlamalar, bloklar ve sessizlik şeklinde görülür.

Hızlı-bozuk konuşma (cluttering): Aşırı hızlı konuşma ile birlikte düzensiz cümle yapısı görülür, söyleyiş problemleri ve konuşmayı başlatma problemleri vardır. Kekemelerin aksine konuşmalarının farkında değillerdir ve nadiren kekelerler.

Sesletim(Artikülasyon) ve sesbilgisel sorunlar: Belirli bir sesin beklenildiği gibi söylenememesi, bazı seslerin farklı sesletilmesi, konuşmanın anlaşılırlığının düşük olması gibi özellikler gösterirler.

Yarık dudak dudak – damağa bağlı konuşma sorunları: Yarık dudak damaklı çocuklarda konuşma bozukluklarının yanı sıra yutkunma, emme (beslenme) sorunları, kapanmamış ya da tam oluşmamış damakta dişler eğri veya eksik olabilirler, pek çoğunda işitme bozukluğu da görülmektedir.

Dispraksi Apraksi: Konuşma için kas hareketlerini bilinçli olarak düzenli ve iyi zamanlanmış bir şekilde seçme, programlama ve eyleme koyma becerisinde bozukluklar görülür. Bu hastalar sık sık duraklayıp artikülasyon pozisyonu bulmak için çabalarlar, sık sık yanılıp tekrar denerler, pek çok sesin yerine başka sesler koyarlar.

Edinilmiş/ Nörolojik dil ve konuşma bozuklukları: Serebra-vasküler olay (SVO-CVA), tümörler vs. sonucunda beynin dilden sorumlu alanlarının hasarlanması ile ortaya çıkar. Konuşurken kişinin kendini ifade edememesi, konuşulanı anlama güçlüğü, okuma ve yazma güçlükleri şeklinde görülür.

Ses bozuklukları: Normal ses çıkarabilmek için fonasyon organlarının gerek anatomik, gerek işlevsel yönden iyi işlev görememesi sonucu konuşurken sesin kullanımı bozulur. Alçak sesle, kısık sesle konuşma, yaşına, cinsiyetine, fiziksel gelişimine uygun olmayan ses tonu ve konuşma biçimini kullanma şeklinde görülür.

İşitme engeline bağlı dil ve konuşma sorunları: Dış kulak, orta kulak, iç kulak düzenekleri birinde ya da birkaçında sorun olması işitme engeline neden olur. İşitme engelli bireylerde konuşma sesini algılama, konuşulanı anlama ve konuşmanın anlaşılırlığı ile ilgili sıkıntılar olmaktadır.

Samsun Bizim Kardelen Ailesi olarak tam teşekküllü kadromuz ile bu hizmeti sunduğumuzu siz velilerimize memnuniyetle bildiririz.


zihinsel_engelli_cocuklarda_obezite1-1280x800.jpg


Obezite, vücutta aşırı yağ depolanmasıyla ortaya çıkan, fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen bir enerji metabolizması bozukluğudur. Obezite, çoğunlukla erişkinlerin bir sorunu olarak kabul edilse de, son yıllarda hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde çocukluk ve ergenlik döneminde görülme sıklığının giderek arttığı saptanmış durumdadır. Obezite ciddi, yaygın ve hızla büyüyen bir sağlık sorunudur. Çocuklarda obezitenin sebebi büyük bir oranda yanlış beslenmeyle ilgilidir. Obezitenin tüm çocuk ve ergenlik dönemindekilerin %20-27’sini etkilediği bilinmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik geliri az ailelerde obezite sık gelişirken, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik düzeyi yüksek ailelerde daha fazla obezite gelişmektedir. Beslenme alışkanlıklarının değişmesi, diyetteki yağ oranının artması, hareketin azalması gibi nedenlerle obezite giderek tırmanmaktadır. Obezite çocukluk ve ergenlik döneminde başlarsa yağ hücresi sayısı 3-5 kat artmaktadır. 4-11 yaş grubu arasında kazanılan obezite daha sonraki dönemde de devam etmesi bakımından önemlidir.

Ailenin beslenme alışkanlıkları, çocuklarda obezite için önemli bir risk etkenidir. Pek çok araştırmacı, çocuklarda obeziteye etki eden ailesel birçok etkenin bulunduğunu bildirmektedir. Çalışmalar, doğumdan itibaren anne sütüyle beslenen çocuklarda obezitenin daha az görüldüğünü göstermektedir. Yaşamın ilk yılında karışık ya da yapay beslenen çocuklara, her ağlayışlarında biberonla süt ya da muhallebi gibi zengin kalorili yiyecekler vermekse, obeziteye yol açabilmektedir. Fazla yağ içeren besinlerle beslenen ailelerin çocuklarında obezite daha fazla görülmektedir. Çocukların severek yedikleri “fastfood” türü, fazla yağ ve kalori içeren besinler de obeziteye yol açabilmektedir.

Çocuklarda obezite; hipertansiyon, kanda trigliserit ve kolesterol yüksekliği ve buna bağlı kalp-damar hastalıkları, kanda pıhtılaşma eğilimi, enfarktüs ve felç, şeker hastalığı, safra taşlarına ve bazı kanser türlerine eğilim ve yatkınlık, nefes alma zorluğu, gece uyku apneleri, yorgun uyanma, kas-iskelet problemleri, eklem sorunları ve cilt problemleri gibi sorunlara yol açmaktadır.

Obezite aynı zamanda, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, sıklıkla tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve bu çocukların okulda şiddet kurbanı olarak seçilmesi gibi günlük yaşamda da bazı olumsuzluklara neden olabilmektedir.

Zihinsel engelli bireyler, zihinsel engelli olmayan bireyler ile karşılaştırıldıklarında obezite (şişmanlık) görülme oranının oldukça yüksek olduğu bulunmuştur. Yapılan araştırmalarda, obezite (şişmanlık) ile zeka düzeyleri arasında ters bir ilişki olduğu belirtilmiştir. Bu bilgilere rağmen zihinsel engelli bireyler arasında obezite görülme oranı çok fazla araştırılmamıştır. Hafif ve orta derecede zihinsel engelli olan bireylerde obezite oranının ciddi ve ağır olanlara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Hafif ve orta derecede zihinsel engelli kadınların %38’i, erkeklerin %28’i obez bulunurken, diğer grupta bu oranın kadınlarda %28, erkeklerde %7 olduğu açıklanmıştır.

Zihinsel engelli bireylerde obezitenin temel nedeni, uygun olmayan beslenme alışkanlığı ve inaktivitedir. Ağır derecede zihinsel engelli bireyler başkalarına bağımlı bir hayat sürdürdükleri için bu grupta obezitenin görülme oranı daha düşüktür. Hafif ve orta derecede olanlar ise başkalarına daha az bağımlı yaşamakta, ne zaman, ne kadar ve hangi sıklıkta yiyeceklerine kendileri karar vermektedirler. Bu durum obezite görülme oranını arttırmaktadır. Obezite gelişiminin önlenmesi ve obez olan zihinsel engelli bireylerde vücut yağ oranının azaltılmasına yönelik çalışmaların yapılması önem taşımaktadır.

Fiziksel aktivite ve egzersiz sağlıklı bireyler için olduğu gibi zihinsel engelli bireyler için de bir o kadar hatta daha önemlidir. Böyle olmasına karşın bu popülasyondan elde edilen bilgiler yeterli değildir. Zihinsel engelli bireyler uzun yıllar yaşayabildikleri için bu bireylerde yaşlı popülasyonun sayısı da artmaktadır. Bu nedenle zihinsel engelli yaşlı bireylerin fiziksel uygunluk düzeylerinin belirli seviyede tutulması ve geliştirilmesinin önemli olduğu açıklanmıştır. Zihinsel engelli yaşlılarda kardiyovasküler bozukluklar oldukça yaygındır ve yaşamdan beklentileri doğrudan aktivite ile ilgilidir. Bu nedenle zihinsel engeli bireylere egzersizin önerilmesi önem taşımaktadır. Pek çok çalışma, zihinsel engelli yetişkin bireylerin kuvvet seviyelerinin zihinsel engelli olmayan bireylerden düşük olduğuna dikkat çekmektedir. Kas kuvveti ve enduransı, ağırlık taşımak ve kaldırmak, merdiven inip çıkmak, iyi bir duruşu devam ettirmek, işle ilgili aktiviteleri yerine getirmek dahil günlük aktivitelerde geliştirilmiş performans ile ilişkilidir. Kuvvet azlığı, osteoporozun (kemik erimesi) gelişmesine ve travma riskinin artmasına neden olabilmektedir.

Obezite zihinsel engelli çocuklarda çok sık karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Aşırı yeme, doyma hissinin olmaması, tatlı, çikolata ve çok şekerli içecek tüketme gibi nedenlerle ortaya çıkabildiği gibi fiziksel aktivite azlığına bağlı olarak ta obezite bu çocuklarda görülebilmektedir. Zihinsel engelli çocukların büyük bir çoğunluğunun eve bağımlı olması ve yaşları ilerledikçe eve bağımlılıklarının daha çok artması ve bağımlılığa bağlı olarak evde zihinsel engelli çocuğun sürekli bir şey yeme isteği, yanlış beslenme alışkanlıkları, ailelerin zihinsel engelliliği yeterince tanımaması zihinsel engelli çocukta obeziteyi arttıran faktörler arasındadır. Zihinsel engelli çocukların göstermiş olduğu davranış bozukluklarında ailelerin gelişigüzel şekilde çocukların her istediğini yapması ve çocuklarına istedikleri her türlü yiyeceği (bisküvi, cips, şekerli yiyecekler vb.) vermesi, yeterli ve dengeli bir beslenme şeklinin olmaması, zihinsel engelli çocukların hareketlerindeki sınırlılıklar, büyük kas becerilerindeki yetersizlikler, ek engel durumları, ailelerin zihinsel engelli çocuklara yönelik uygulanan diyet programlarında esnek davranması, zihinsel yetersiz çocuklarda obezite durumu ile karşılaşıldığında sağlık kurumlarından yararlanılmaması ve ailenin ne yapacağını bilmemesi bu çocuklarda obezite durumunun görülmesinde önemli olan etkenlerdir.

Zihinsel engelli çocuklarda obezite ile karşılaşıldığında doktor kontrolünden geçtikten sonra uygun bir diyet planlanması, enerji içeriği yüksek besinler ve hazırlama yöntemlerinden kaçınılması obezite sorununun çözümünde yarar sağlayacaktır. Bazı obezite durumlarında ise Bizim Kardelen Ailesi olarak sağladığımız davranış terapisi sorunun çözümünde yardımcı olacaktır.


Kaynakça

Çınar Dede, Nursan: “Çocukluk Çağında Şişmanlık Nedenleri”,
Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı:417. Ağustos-2002
Ertürk, Berrin Benan: “Mental Retardasyon ve Fiziksel Uygunluk” www.ozida.gov.tr
Gürdağ, Mahinur: “Zihinsel ve Bedensel Özürlülerde Beslenme Sorunları ve Çözüm Yolları”, Başbakanlık Özürlüler İdaresi Yayınları, 2001.
Hatun, Şükrü: “Çocuklarda Şişmanlık ve Zararları” www.arkadasimdiyabet.org


Ozel-Bizim-Kardelen-Hafif-Duzeyde-Zihinsel-Engelliler-Okulu-ve-Rehabilitasyon-Merkezi-misyon-vizyon-resim1.jpg

Otizm Nedir?

Otizm iletişim ve sosyal etkileşim sorunları, kısıtlı ilgi alanları ve tekrarlayan davranışlarla ortaya çıkan bir rahatsızlık olup ömür boyu devam eden bir gelişim bozukluğudur. Yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkar. Otizm nedir sorusunun cevabını erken yaşta arayan aileler, erken teşhiste uygulayacakları rehabilitasyon programı ile rahatsızlığın etkilerini minimize etmeleri mümkündür. Bilim adamları nedenini henüz tam olarak tespit edemese de genetik bir rahatsızlık olduğu görüşü kuvvetlidir.

Otizmin Başlıca Belirtileri

Otizm nedir sorusunun ardından en çok merak edilen bir diğer konu otizmin belirtileri olmaktadır. Çocuğun başkaları ile göz teması kuramaması, adı ile seslenildiğinde bakmaması, söylenenleri duymuyor gibi davranması, bazı sözleri tekrar tekrar alakasız ortamlarda söylemesi, oyuncaklarla oynayamaması, parmağı ile bir şeyi gösterememesi, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgisiz kalması, akranlarına göre konuşmada geri kalması, sallanma, çırpınma veya aşırı hareketli olması, gözlerinin bir noktaya takılıp kalması, eşyaları döndürme, sıraya dizme, rutin değişikliğine aşırı tepki vermesi, kucaklamak isteyene tepki verip ona yönelmemesi otizmin başlıca belirtilerindendir.

Bu belirtiler gözlemlendiğinde otizm açısından değerlendirme için mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Araştırmalar 14 aylıkken bile otizm teşhisi konulabildiğini ve rahatsızlığın etkilerini azaltacak erken tedavi yöntemlerinin 2 yaşında bile uygulanabildiğini göstermektedir.

Otizmli Bir Çocuğa Sahip Olmak

Ebeveynler için güç bir durum olan otizmin kabullenilmesi zor olsa da erken teşhis ve tedavi ile son derece pozitif sonuçlar elde edilmektedir. Otizm nedir sorusunun sıklıkla rastlanan yanlış cevabı bir hastalık olmasıdır. Otizm bir hastalık değil bir rahatsızlıktır. Rahatsızlığı kabullenme sürecinde ve otizmle ilgili tedavide sosyal destek faktörü önemlidir. Uzmanlardan alınan destek yanında sorunla başa çıkmanın yollarını gösteren sosyal destek faktörü, hem ebeveynlerin hem de otizmli çocukların bulundukları duruma uyum sağlamalarını kolaylaştırmaktadır.

Sosyal ve aile ilişkilerinin tamamen değiştiği bir durum olan otizmli bir çocuğa sahip olmak ailelerin zaman zaman duygusal, maddi ve psikolojik anlamda sıkıntılar yaşamasına neden olur. Tamamen ebeveynlerine bağımlı olan otizmli çocuklar için ebeveynlerin gelecek kaygısı yoğundur. Bu aşamada sosyal destek faktörü ebeveynlerin yaşamlarını otizmli çocukları ile birlikte sağlıklı sürdürmelerinde önemli bir destektir. Ayrıca ebeveynlerin yakın çevrelerini otizm nedir konularında bilgilendirmeleri de toplumun bu konuda bilinçlenmesi için önemlidir.

 

Otizm Tedavi Yöntemleri

Otizmin tedavisindeki başarıyı etkileyen en büyük unsur erken teşhistir. Otizm etkilerinin yoğunluğu çocuktan çocuğa değiştiğinden tedavi stratejileri ona göre düzenlenir. Tedavi sonrası ortaya çıkan bulgular göstermektedir ki kişiye özel bir eğitimde otizmli çocuklar tedaviye daha iyi reaksiyon vermektedir. Eğitimde aile faktörü mutlaka olmalı, otizmli çocuğa iletişimsel, sosyal ve davranışsal anlamda uyum sağlayıcı tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Son dönemlerin en etkili eğitim şekli Davranışsal eğitim ve yönetimdir. Amaç otizmli çocuğun iletişim becerilerini geliştirmek kendine yardım etmesini sağlamak ve sosyal becerilerini geliştirmektir.

Özel terapi yönteminde konuşma ve fiziksel yeteneklerin geliştirilmesi amaçlanır. Özellikle konuşma terapisi çocuğun iletişim becerisini geliştirmede çok önemlidir. Motor beceri eksikliğini ve konuşma geriliğini geliştirmeye yönelik bir tedavi olup son derece iyi sonuçlar vermektedir. İlaçlar hiperaktivite, anksiyete, depresyon ve obsesif-kompülsifin etkilerini minimize eden tedavi edici tıbbi destektir.

Sosyal destek faktörü hem ebeveynler hem de çocuklar için otizmle mücadelede önemli bir destektir.

Otizmli Çocuklar İçin Ücretsiz Uygulamalar

Otizmli çocuklar onlar için özel hazırlanmış oyunları oynamalıdırlar. Akıllı cihazlara indirilen Otsimo, otizmli çocuklara yönelik oyunlar içeren son derece eğitici bir platformdur. Otizmli çocuğun yaşına ve eğitim durumuna uygun oyunların yer aldığı platformu 2 yıl boyunca yoğun bir şekilde kullanan çocukların %90’ının devlet okullarına kabulünde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Otsimo uygulaması ailelere çocuklarının bu uygulamayı kullandığı sürece destek veren ve uzaktan kontrolü sağlayan, çocukları ile ilgili analiz ve raporlar sunan bir uygulamadır.

Kaynak:
http://www.e-psikiyatri.com/otizm-nedir-otizm-belirtileri-nelerdir-26939
http://dergipark.gov.tr
https://otsimo.com/tr/